Bir öykü yazacaktı ve bu defa özgür ifadeyi kelimelerde bulacaktı. Yanı başında çalan şarkı onu alıp eski zamanlara götürürken o hala tam olarak ne yazacağını, neyi, kime, nasıl anlatacağını düşünmekle meşguldü.
Aradığı sözleri bulamadı bir türlü. Yüreğini hissedemiyordu aslında. Onu böylesine hissizleştiren, sevgisiz hayata isyanla meşguldü. Kaybettiği ya da ondan çalınan şeyleri özlüyordu. Yüreğini, vicdanını ve düşüncelerini, üç kuruş paraya pula satmadığı için dışlanmıştı o cafcaflı topluluktan. Kendince karşı olduğu sabit fikirleri vardı. Çok zaman yalnız kaldığı, darmadağın, küçücük odasında yazarken bulmuştu işte kendini yine. Düşünüyordu ama bir türlü bulamıyordu cevabı. Aklına gelen ilk şey ortada bir soru olması gerektiğiydi ve o hangi soruyu, kime, nasıl sorması gerektiğine karar veremiyordu.
‘’Hayat bir uzun yolsa’’, dedi kendi kendine ‘’ben nerede başladım bu yola?’’ diye düşündü. Bilmiyordu gerçekten de. Yoksa öğretilmemiş miydi ona bu sorunun cevabı? Kararını vermişti ‘’nerede başlamıştı bu uzun yolculuğa?’’ Nerede başladığını bilmezken nereye gidiyordu böyle koşarcasına. Hayrete düşmüştü bir an için. Hayat, çok bilinmeyenli bir denklemdi sanki. Düşündükçe hayrete düşüyor, hayrete düştükçe yenilerini düşünmeye başlıyordu.
Önünde duran boş kağıtlara baktı. O da onlar kadar boştu. Peki, şimdi ne yazacaktı? Gerindi, esnedi saatine baktı. Onu ilgilendiren şey saatin kaç olduğu değildi. Sadece kendisini önünde duran boş kağıtlardan uzaklaştıracak bir şeylere ihtiyacı vardı. Neden hiç çalmıyordu telefonu? Neden kimse kapısının ziline basmıyordu? Neden? Neden? Neden? Sanki bir şeyler onu yazmaya zorluyordu. ‘’O halde’’ diyerek ilk kelimeden yola çıkıp yazmaya başladı:
Hayat sizce neye benziyor? Kimine göre bir yarış pistiyken, kimine göre bir dans pisti... Bana göreyse uzun bir yolculuk.
Ne için çıktığımı hatırlayamadığım bir yolda koşarcasına sona yaklaştığımın farkına vardığım andan itibaren düşünüyorum da yolculuk nereye?
Yollarda, uzun yolculuklarda insanlar nelerin hasretini çeker? Acıkmışsınızdır ve o an bir şeyler yemek istersiniz. Yorulmuşsunuzdur ve o an uyumak ya da biraz olsun dinlenmek istersiniz. Uzun süredir yalnızsınızdır ve artık canınız sıkılmıştır ve o an birileriyle konuşma ihtiyacı duyarsınız. Susamışsınızdır ve o an su istersiniz. Kimileri de vardır ki susamıştır gerçekten de ve bu açlıklarını gidermek isterler ve ilk fırsatta da gözlerine kestirdikleri avın üstüne atlarlar. Yanlış anlamayın onlar suya değil, kana susamışlardır. Onlar hayatımızın her köşesinde karşımıza çıkabilecek kadar da hayatın içinden, küçük insanlardır. Çocuksu masumluklarına kanıp da oyunlarına dahil olursak, o zaman oyun başlar. Nasıl mı?
Ellerine geçen oyuncaklarıyla savaş oyunu oynar o küçük insanlar. Onlar susadıkları kanın ayaklarına gelmelerini beklemezler hiçbir zaman. Her fırsatta savaşırlar taze kanlar için. Onların gözünde artık kadının, çocuğun, yaşlının hatta insanın değeri kalmamıştır. Artık onların yürekleri öyle bir büyüyle mühürlenmiştir ki hiçbir anahtar devası olamamıştır o hastalıklı kilitlerin. Hiçbir doktor çare bulamamıştır o hasta beyinlere. Kaybedilen her canda yanan her ananın yüreğinin sızısı onların tek eğlencesi olmuştur. Onlar bu büyük katliamları insan hakları ve huzuru için yaparlar. Analar sızlanmasın boşuna çünkü onların evlatlarının kanı insanlığın uygarlaşan yüzünü sulamaktadır.
16 Haziran 2009 Salı
Kısa kesik cümleler… Bir sona varamayan anlamsız ifadeler… Umutsuzca etrafına bakınıp yardım isteyen bir insan…
Kısa bir yalvarış yüklü bakışla etrafına son kez baktıktan sonra anladı ki kimse, hiç kimse yok. Yalnızlık… İliklerine kadar dondurucu esintisiyle bir kez daha esen bu yel, yalnızlığı getirdi yanında.
İsteklerini sorgulamaktan geçiyordu belki de tüm mutluluk. Mutluluk? Neydi acaba? Belki de en keskin zekalarca kurgulanmış bir olayın halkalarından biriydi o da. Olmayan bir şeye bir kez daha boşa bel bağlamak. Hayır, bu defa da yanılmış olmaya katlanamayacaktı. Olmasa da, mutluluğa nasıl inandıysa, onu kendi kendine, hatta kendi içinde yaratacaktı. Bu defa kaderi –eğer varsa- alt edecek gücü kendinde hissediyordu. Kurnazca oynanan bu küçük, karışık oyunları alt edecekti. İşte o zaman ilk kez ama son kez kazanılacak en büyük zaferi kazanmış olacaktı.
Kısa bir yalvarış yüklü bakışla etrafına son kez baktıktan sonra anladı ki kimse, hiç kimse yok. Yalnızlık… İliklerine kadar dondurucu esintisiyle bir kez daha esen bu yel, yalnızlığı getirdi yanında.
İsteklerini sorgulamaktan geçiyordu belki de tüm mutluluk. Mutluluk? Neydi acaba? Belki de en keskin zekalarca kurgulanmış bir olayın halkalarından biriydi o da. Olmayan bir şeye bir kez daha boşa bel bağlamak. Hayır, bu defa da yanılmış olmaya katlanamayacaktı. Olmasa da, mutluluğa nasıl inandıysa, onu kendi kendine, hatta kendi içinde yaratacaktı. Bu defa kaderi –eğer varsa- alt edecek gücü kendinde hissediyordu. Kurnazca oynanan bu küçük, karışık oyunları alt edecekti. İşte o zaman ilk kez ama son kez kazanılacak en büyük zaferi kazanmış olacaktı.
14 Mayıs 2009 Perşembe
bir kıyı görüyorum uzakta, limanı yok ki demir atasın!
bir umut belki limanı yoktur ama bir koy bulurum orada
soğuk ve rüzgarlı gecede korur beni kucağında
günlerdir sulardayım çıkmadı karşıma böyle bir kara
tanrı beni seviyormuş meğer, bırakmadı serin sularda
sen de sev, aç kucağını diyorum
çok değil sadece bir gece diyorum
bu bile çok mu sana, giderek uzaklaşıyorsun
oysa ben rotamı sabitledim sana, dönüşüm yok biliyorum
çok inatçısın, tamam pes ettim
geri döndüm ki artık herşey için çok geç
hayır değil aslında saçmalıyorum
bu gece ihtiyacım var sana, son kez bir cevap bekliyorum
bir umut belki limanı yoktur ama bir koy bulurum orada
soğuk ve rüzgarlı gecede korur beni kucağında
günlerdir sulardayım çıkmadı karşıma böyle bir kara
tanrı beni seviyormuş meğer, bırakmadı serin sularda
sen de sev, aç kucağını diyorum
çok değil sadece bir gece diyorum
bu bile çok mu sana, giderek uzaklaşıyorsun
oysa ben rotamı sabitledim sana, dönüşüm yok biliyorum
çok inatçısın, tamam pes ettim
geri döndüm ki artık herşey için çok geç
hayır değil aslında saçmalıyorum
bu gece ihtiyacım var sana, son kez bir cevap bekliyorum
kirlenmiş çarşafım, yastığım kaç yazar!
bırak rengi solsun tenimin, artık bana kim bakar!
üzülme buruşan, sarkan bedenime vakti gelecekti bir gün zaten
üç-beş yıl erken olmuş, boşver kim takar!
sigaradan sararmış mı tırnaklarım?
alkolden aklanmış mı göz aklarım?
nefesim mi kokmuş açlık grevime isyan?
sen hiç üzülme, ben bakacağım çaresine elbet bir akşam.
duvarlara mı vurdu yüzün, yansıman?
yine mi uçup geldi kokun, girdi açık kapımdan!
ben kovdukça hayatımdan, enseme mi yapıştı hatıran!
hey adam sen çok oldun! çık git artık hayatımdan!
bırak rengi solsun tenimin, artık bana kim bakar!
üzülme buruşan, sarkan bedenime vakti gelecekti bir gün zaten
üç-beş yıl erken olmuş, boşver kim takar!
sigaradan sararmış mı tırnaklarım?
alkolden aklanmış mı göz aklarım?
nefesim mi kokmuş açlık grevime isyan?
sen hiç üzülme, ben bakacağım çaresine elbet bir akşam.
duvarlara mı vurdu yüzün, yansıman?
yine mi uçup geldi kokun, girdi açık kapımdan!
ben kovdukça hayatımdan, enseme mi yapıştı hatıran!
hey adam sen çok oldun! çık git artık hayatımdan!
yavaş yavaş kararan tenime düştü gölgeler
neredeydi o eski beyazlığım?
neredeydi o ışıklı yüzler?
yitirmişim çoktan ama haberim yok!
gidenlerin arkasından tutturmuşum türkümü, duyan yok
bir yol boyu uzanan yalnızlığıma rehber olmuş tüm çılgın rüzgarlar
siperler dağılmış, sığınacak yerim yok
senin de yerin yok ey çılgın
yalın ayak, bağrı çıplak koşuyorsun rüzgara karşı seni saran bir kol dahi yok!
şimdi farkında değilsin, üşümüyorsun belki ama;
umarım hiç üşümezsin! geri dönüp de sığınacak bir limanın yok!
neredeydi o eski beyazlığım?
neredeydi o ışıklı yüzler?
yitirmişim çoktan ama haberim yok!
gidenlerin arkasından tutturmuşum türkümü, duyan yok
bir yol boyu uzanan yalnızlığıma rehber olmuş tüm çılgın rüzgarlar
siperler dağılmış, sığınacak yerim yok
senin de yerin yok ey çılgın
yalın ayak, bağrı çıplak koşuyorsun rüzgara karşı seni saran bir kol dahi yok!
şimdi farkında değilsin, üşümüyorsun belki ama;
umarım hiç üşümezsin! geri dönüp de sığınacak bir limanın yok!
12 Mayıs 2009 Salı
ben üç yaşında küçücüktüm ama dünya benim kadar küçük değildi. iki gökdelenin arasındaki boşlukta hapsolmuştum. gökyüzü çok uzaktı bana. ah bir caddeye çıkabilsem belki biri beni kurtarabilirdi bu karanlık yerden. ama önümde koskocaman kara delikler vardı boşluğa uzanan. aralarında ayağımı basacak kadar bile toprak yoktu. çaresizce bekledim. saatlerce gökyüzüne bakmaktan boynum acımaya başlamıştı. bekledim, bekledim derken bir melekti gelen. yani melek olmalıydı o. gümüş rengi kaslı bir erkek vücuduna yapışık bembeyaz iki koca kanadı vardı. kendi boyunda bembeyaz iki koca kanat. upuzundu boyu. lüle lüle, omuzlarından dökülen gümüş rengi saçları parlıyordu o karanlıkta. yüzü öylesine hüzünlüydü ki ağlayacak sanıp kırktum. ama ağlamadı. bana doğru geliyordu, ama yürümüyordu. kanatlarını da çırpmıyordu. sadece süzülüyordu havada. gelip beni kucağına aldı ve o güzel kokusunda içim mutluluk ve huzur doldu. sarıldım boynuna ve artık hiç korkmuyordum. kara deliklerin üzerinden geçtik. beni bekleyenlerin olduğu sokağa getirdi beni. ne acı ki annemi ve babamı gördüğüme sevinememiştim. koşup da boyunlarına atlayıp, sımsıkı sarılmak istememiştim. hayır dercesine kenetledim kollarımı meleğimin boynuna. yüzümü saçlarına gömüp kokusunu çektim içime. ama bir ses konuştu kalbimle. mecburen bıraktım onu. geri gelecekti birgün, bulacaktı beni yine. ama hep böyle masum bir çocuk gibi kalmayı başarırsam. suratım asık annemle babamın yanına gittim minik adımlarımı daha da ufaltarak. meleğimin parlak beyazlığına inat ne kadar da siyah giyinmişlerdi. el salladım ona son kez; anne ve babamla birlikte siyah arabalarına binip uzaklaştım.
aradan yıllar geçti. şimdi kaç yaşında olduğumu söylemeye dilim varmıyor. meleğimi özlüyorum deliler gibi. ama yüzüm yok onu beklemeye. sanırım tutamadım sözümü. öylece beni bıraktığı yerde kalamadım. ama öylece beni bulduğu karanlıkta, izlemeye devam ettim gökyüzünü.
aradan yıllar geçti. şimdi kaç yaşında olduğumu söylemeye dilim varmıyor. meleğimi özlüyorum deliler gibi. ama yüzüm yok onu beklemeye. sanırım tutamadım sözümü. öylece beni bıraktığı yerde kalamadım. ama öylece beni bulduğu karanlıkta, izlemeye devam ettim gökyüzünü.
ellerim kan içindeydi
hiçbirini ben yapmadım
onlar yaptı ama ben sesimi çıkarmadım
sarmadılar kesiklerimi bastılar üstüne üstüne
ama ben acıdan bağırmadım
izlediler sadece bense kaçmadım
malzeme oldum eğlencelerine
ben yıkadım ruhumu temizledim çıktım sokağa
gelip bastılar üstüne kirlettiler bir kez daha
eve dönüp ağlamadım sessizce
yürüdüm içlerinde tek başıma
arandım durdum sokaklarda saatlerce
ben sağa saparken o sola saptı
geri döndüm sabırsızca koştum peşinden
o kaçtı, ben kovaladım
bulacağımı ümit ettim çaresizce ...
hiçbirini ben yapmadım
onlar yaptı ama ben sesimi çıkarmadım
sarmadılar kesiklerimi bastılar üstüne üstüne
ama ben acıdan bağırmadım
izlediler sadece bense kaçmadım
malzeme oldum eğlencelerine
ben yıkadım ruhumu temizledim çıktım sokağa
gelip bastılar üstüne kirlettiler bir kez daha
eve dönüp ağlamadım sessizce
yürüdüm içlerinde tek başıma
arandım durdum sokaklarda saatlerce
ben sağa saparken o sola saptı
geri döndüm sabırsızca koştum peşinden
o kaçtı, ben kovaladım
bulacağımı ümit ettim çaresizce ...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)